18 Mart 2013 Pazartesi

Sektör git...

Geçen hafta Reklam Yaratıcıları Derneği'ne üye kazandırmak üzere ajansa uğradı Hacı. Kısa bir sunum yaptı. Birkaç kitap dağıttı. Gitmeden evvel, ayaküstü bir çay-iki şeker lafladık çıngır çıngır.

Komik ama dernek denince aklıma hep kahvehane geliyor. Belki rast geldiğim örnekler yüzündendir. Yeri gelmişken anlatmak istiyorum:

Bir dönem Cem ile hemen hemen her hafta sonu gittiğimiz Saray'da (Tekirdağ) arsa bakınıyorduk. İstanbul'a 1,5 saat, Kıyıköy'e ise 7 km mesafede çok güzel bir yerdir. Cem'in bir ayağı epeydir zaten oradaydı. (İki sene evvel yılbaşını, yeni evinde karşılamıştık.) Benim de oralardan toprak almam konusunda hayli çaba sarf etmiştir.


Bahçeköy taraflarında bakındığımız arsalardan biri - Kıyıköy
selvez 01
Selvez Koyu - Kıyıköy
Sadece yazın değil, kışları da oranın tadını çıkarırdık.
Kıyıköy, Saray arasından bir manzara
Cem'in bahçe içerisinde bulunan küçük misafirhanesi. Ben de burada kalıyordum.
Oraya ilk gittiğimde bu evi çok beğenmiştim.  2006 / Saray
O gün bize birkaç arsa gösteren gösteren emlakçı, meğerse "Atatürkçü Düşünce Derneği-Saray" başkanıymış. Cem'in müzisyen, benim de tasarımcı olduğumu öğrenince derneklerine destek verebileceğimizi düşünüp makamına, çaya davet etti. Gittik. Bekleme salonunda, çuha örtülü 4-5 masada kağıt, okey ve tavla oynanan, çay-kahve içilen, kısacası, vakit öldürülen bir yerdi. Her yer Atatürk resmi, tabağı, heykeli, büstü vb. şeylerle doluydu. Arada sigara içmenin cezası 69 lira posterini seçtim. Günün sonunda, makam olarak adlandırılan odadan çıkarken de elimize "Türkiye Tapusu" tutuşturulmuştu hediye olarak.

Dernek denince, gözümde canlanan resim hep budur. Reklam Yaratıcıları Derneği'nde tasarımcıların, grafikerlerin kağıt oynadıklarını sanmıyorum. Bir kere faaller. Sektörle ilgili insanların sevebileceği ama hazzetmediğim kişisel gelişim kitapları gibi yayınlar çıkarmışlar. Bunun yanında söyleşiler, paneller düzenleyip, çeşitli organizasyonlara sponsor olmuşlar. Onu yapmışlar, bunu etmişler... Hacı'nın onca anlattığı şey içinde sadece, ne yalan söyleyeyim laf arasında verdiği bilgiler daha çok ilgimi çekti.

Kişisel gelişim kitapları yerine Tommiks, Texas okumayı tercih ederim.
Söylediğine göre ajanslardaki yaş sınırı 26'lara çekilmiş. Yani 26 yaşında biri, reklam ajansı için artık yaşlı sayılıyor. Orta ölçekli pek çok ajansın aylık ödeme sistemi yüzünden kapandığını, kalanların da iyice düşen ödemelere dayanamayacağını savundu. Yıllar önce 60 ila 100 bin arasında (belki daha da fazla) telaffuz edilen aylık ödeme rakamlarına karşın, bugün 10 bin liralar için müşteriyle pazarlık yapmak ne kadar küçüldüğümüzün işareti. Bir dönem çalışanına en çok kazandıran sektör olarak bilinirken artık bu tablodan çok uzak kaldığı da aşikar.

Bunca şeyi neden anlattığıma gelince... Bodrum’a gitmek istememi, çalıştığım yerden sıkılmış olabileceğime bağlayan, dolayısıyla, yeni bir ajansa girmemin düşüncemi değiştireceğine inanan dostlarım var. Onlar da kabul edecekler ki, yaş aldıkça tahammül eşiğimiz düşüyor. Yeni bir ajansa girip her şeye sıfırdan başlamak bu yüzden işime gelmiyor. Kaldı ki, 26 yaşa inmiş şutlanma yaşını çoktan aştım. Bir başka deyişle, üç gün uyumamakla övünecek yaşlarda değilim. Ayrıca o üç günü 2 tostla geçirmeyi bir şey sanmak da tam bir salaklık. Bir paye de almıyorsun üstelik. Hafta sonlarımızı uğruna bozuk para gibi harcadığımız hangi kampanya hatırlanıyor bilmiyorum? Küçük bir test hazırlansa bir ay evvelinin reklam kampanyalarının da hatırlanacağını sanmıyorum. Ofiste iş yetiştireceğim diye kaçırdığım, ıskaladığım o kadar çok şey var ki, artık önümde kalan zamanın bir dakikasını bile herhangi bir müşterime vermek istemiyorum. Kariyermiş, bir yerlere gelmekmiş, bol para kazanmakmış çok da umurumda değil ve hiçbir zaman da olmadı. İşimi severek yaptıkça işimin de beni sevdiğini gördüm. O da bana yetti.

Saat 6'da çıkmak hele bir ajansta hiç hoş karşılanmıyor.
"E ne için diye çalışıyorsun?" diye sorulacak olursa akşam 6’dan sonraki hayatım için çalışıyorum derim. İşte benim mesleğimi yapma biçimimle ayrıldığım nokta da bu.

2 yorum:

  1. Ahmet bu sorular sonunda kendimi 16 yıl çalıştığım bankadan ayrılmış olarak buldum, çok da mutluyum. Beğendiğin eve hayran oldum, her mevsimde bir başka güzel yaşanır, orada.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. elimde bir kaç fotografı daha var, baktıkça orayı alıp temelli oturma hayali kurduğumu hatırlıyorum. tabi o zamanlar öyle bir aptallık yapacak kadar da birikimim yoktu :)

      Sil